8 Ocak 2015 Perşembe

III. ULUSLARARASI HOMEOPATİ KONFERANSI 11-12 NİSAN'DA İSTANBUL'DA


İstanbul

III. ULUSLARARASI HOMEOPATİ KONFERANSI
KRONİK HASTALIKLARDA HOMEOPATİNİN BAŞARISI – TEDAVİSİ ZOR HASTALIKLARDA PROGNOZ
11-12 NİSAN 2015 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ
Bu yıl III. Uluslararası Homeopati Konferansı, Homeopati Derneği sponsorluğunda İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı  işbirliği ile 11-12 Nisan 2015 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenleniyor. 27 Ekim’de T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile ülkemizde çağdaş tıp hizmeti konusunda daha anlamlı bir döneme girdiğimizi düşünüyoruz. Alternatif tıbbın yaygınlaşması konusunda daha atılacak çok adım olduğunun da farkındayız. Önümüzdeki yıllarda pratik uygulamalarıyla karşılaşacağımız Homeopati alanında hekim ve eczacılarımızı daha fazla bilgi sahibi yapmak öncelikli hedefimizdir. Bu amaçla 10 Nisan’da henüz homeopati eğitimi almamış olan katılımcılar için bir ön-konferans düzenliyoruz.
Üçüncü konfransımızın konusu olarak “Kronik hastalıklarda Homeopatinin Başarısı- Tedavisi zor hastalıklarda Prognoz” konusunu seçmemizin amacı, yalnızca akut hastalıklarda ve sınırlı endikasyonlarda değil, insan varlığını derinden etkileyen, modern/konvansiyonel tıbbın endikasyona yönelik yaklaşımının etkisiz kaldığı hastalıklarda da Homeopati’nin farklı bir şekilde nasıl çözüm üretebildiğini göstermektir. Homeopati gibi binlerce yıllık bilgeliği bünyesinde barındıran alternatif tedavi yöntemlerinin doktorlar ve eczacılar tarafından bilimsel bir zeminde sunulmasının önünün açıldığı bu yeni çağda, ülkemizde bu tedavi yonteminin daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyoruz. Bu konferansımızda daha öncekilerden farklı olarak Türkiye’de homeopati konusunda çalışanlar arasında da  bilgi ve deneyim paylaşımı yapmayı amaçlıyoruz. Bu yüzden bu konferansımızda, yurtdışından gelen önemli uzman konuşmacıların yanı sıra bir yarım  günü Türkiye’de çalışan homeopatların karşılaştıkları ilginç vakaların paylaşılmasına ayırdık.
Tüm sağlık profesyonellerinde farkındalık yaratmayı amaçladığımız III.Uluslararası Homeopati Konferansı’na katılımınızı bekliyoruz.

İstanbul Üniversitesi                                                            Homeopati Derneği
Eczacılık Fakültesi Dekan Yardımcısı                              Yönetim Kurulu Başkanı
Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı                              Uzm. Dr. Günnur Başar
Prof. Dr. Afife Mat

Konferans Programı aşağıdaki gibidir:
                     III. ULUSLARARASI  HOMEOPATİ  KONFERANSI
   “Kronik Hastalıklarda Homeopatinin Başarısı- Tedavisi Zor Hastalıklarda Prognoz”

11-12 NİSAN 2015
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ
PROGRAM

ÖN KONFERANS
10 Nisan 2015        ECZACILIK FAKÜLTESİ BÜYÜK AMFİ A
 16.00 – 17.00  Kayıt
17.00 – 19.00  Homeopatiye Giriş
Uzm.Dr. Günnur Başar, Homeopat, Homeopati Derneği Başkanı

                                                            KONFERANS
11 Nisan 2015
09.00 – 10.00  Kayıt  
Açılış konuşmaları:
10.00 – 11.00  Rektör, Dekan, Sağlık Bakanlığı Yetkilileri ve Konferans Sekretaryası
11.00 – 11.30  Kahve Molası
11.30 -  12.15  Homeopatinin Etkinliğine Bilimsel Bir Bakış
                        Uzm.Dr. Günnur Başar, Homeopat, Homeopati Derneği Başkanı
12.15 – 13.00   Homeopati ile Kanser Üzerine Yapılan Araştırmalara Kısa Bir Bakış
Uzm. Dr. Öznur Aksakal, Radyasyon Onkoloğu ve Homeopat, Homeopati Derneği

13.00 – 14.00  Öğle Yemeği
14.00 – 15.00  Kronik Ruhsal Bozukluklarda Homepati
Uzm. Dr. Vangelis Zafeiriou, Yunanistan Homeopati Derneği Başkanı, ECH üyesi
15.00 – 16.00  Otizm ve Homeopati
Uzm. Dr. Dora Patchova,  Bulgar Homeopatik Doktorlar Birliği Başkanı, ECH
Üyesi ve LMHI Temsilcisi
16.00 – 16.30  Kahve Molası
16.30 – 17.30  Kronik Deri Hastalıkları ve Homeopati
                        Dr. Samir Chakkur, Homeopat, Dr.Batras Akademisi, Mumbai, Hindistan

17.30 – 18.00  Homeopatinin Etkinliğinin Hayvanlarda Kanıtlanmasına Dair Bir Çalışma: Farelerde ağrı ve Davranış Modellerinde Anax İmperator
Doç. Dr. Oğuz Mutlu, Öğretim Üyesi, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Farmakoloji Anabilim Dalı, Kocaeli

18.00 – 18.30  Homeopatik İlaç Yapımı
                        Ecz. Fatma Henden, Serbest Eczacı, Homeopati Derneği

18.30 – 19.30  Açılış Kokteyli
12 Nisan 2015
9.30 –10.00  Türkiye’de Homeopati ile İlgiliYasal Düzenlemelerde Son Durum
                       Uzm.Ecz. Burcu Şen, Araştırma Görevlisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmakognozi Anabilim Dalı, İstanbul

 10.00 –10.30 Türkiye’de Yetişen Homeopatide Kullanılan Bitkiler
         Uzm.Ecz. Bahar Gürdal, Araştırma Görevlisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Botanik Anabilim Dalı, İstanbul

10.30 –11.00  Tarantula Cubensis ekstraktının (Theranekron D6) süt veren İneklerde Mastit Tedavisinde Etkinliği
Prof.Dr. Kutlay Gürbulak, Öğretim Üyesi, Erciyes Üniversitesi Veteriner
Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Kayseri
11.00 – 11.30 Kahve Molası
11.30 – 13.00  Homeopati ve Kansere Yaklaşım
Dr. Faroukh Master; Öğretim Üyesi, Mumbai Homeopatik Tıp Fakültesi, Mumbai Üniversitesi,
Mumbai Homeopatik Tıp Fakültesi, Hindistan

 13.00 – 14.00 Öğle Yemeği
14.00 – 14.30  Girişimsel Diş Tedavilerinde Arnica Kullanımı ile Alınan Sonuçlar
                        Dr. Kudret Parpar, Anestezi Uzmanı, Medipol Diş Hekimliği Fakültesi, İstanbul

14.30 – 15.30  Otoimmün Hastalıklarda Homeopati
           Dr. Vania Siderova, Homeopat, Brüksel, Belçika

15.30 – 16.30  Türkiye’de Homeopati ile Kronik Hastalıklarda Alınan Sonuçlar
Uzm. Dr. Günnur Başar, Homeopat, Homeopati Derneği
                        Prof. Dr. Zeynep Sümer, Öğretim Üyesi, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi
Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Sivas
                        Dr. Banu Kantarcıoğlu, Veteriner Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı
                        Elif Alın, Homeopat, Homeopati Derneği
 16.30 – 17.30   Kapanış ve Dans Gösterisi

Bilgi ve iletişim için: Homeopati Derneği
www.homeopatidernegi.org;  bilgi@homeopatiderneği.org
Tel:     0 212 244 92 04,
GSM:  0 535 082 44 09
 Başvurular için buraya tıklayınız. Doldurduğunuz formu banka dekontu ile birlikte bilgi@homeopatidernegi.org adresine mail atmanız rica olunur.
Konferans ücreti 300 TL (erken kayıt ücreti) – 01 Mart’tan sonra 370 TL
Akademik personel ve öğrenciler için 200 TL - 01 Mart’tan sonra 250 TL
ÖN KONFERANS : Homeopatiye Giriş 10 Nisan 2015  17.00      Ücret: 50 TL 

Homeopati
Homeopati, dünyada 200 yılı aşkın zamandır kullanılan doğal, bütüncül ve yan etkisiz bir tedavi yöntemidir.
Günümüzde Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Asya ve Afrika’da oldukça yaygın şekilde uygulanan Homeopati, Dünya Sağlık Örgütü(WHO) tarafından da tanınmaktadır.
Birçok ülkede özel sağlık sigortaları homeopatik tedaviyi kapsamları içine almıştır.
Dünyada hekimlerin yanı sıra, gerekli tıbbi bilgilerle donatılmış doğal tedavi uzmanları da homeopat olabilmektedir.
Homeopati ile fiziksel, duygusal ve ruhsal her tür hastalığı tedavi etmek mümkündür. Üstelik bu ömür boyu ilaç kullanarak değil çoğu zaman tek bir ilaç ve tek bir doz ile sağlanabilmektedir.
Astım, allerjiler, egzema, sedef, romatoid artrit, kolit, migren, depresyon, anksiyete bunlardan sadece bazılarıdır.
Yaşlılar , hamileler ve bebeklerde homeopatik ilaçlar güvenle kullanılabilir.
Homeopatik ilaçlar birçok ülkede güvenli laboratuarlarda üretilmekte ve eczanelerde satılmaktadır. Homeopatik ilaçlar, hayvan dokuları, bitki özleri, mineraller, metaller gibi tamamen doğada bulunan maddelerden belirli oranlarda seyreltilerek elde edilmektedir.
Misyonumuz
Homeopati Derneği Türkiye’de homeopatinin yaygınlaşmasını sağlamak, homeopati uzmanı yetiştirmek, homeopati alanında tedavi hizmeti vermek ve araştırmalar yapmak amacı ile Eylül 2008′de kurulmuştur.
Homeopati Derneği, ECH’nın (European Commitee for Homeopathy) standartları doğrultusunda kurslar düzenlemektedir.
Kimler Üye Olabilir
Yurtdışında klasik homeopati eğitimi görerek sertifika almış olan ya da Türkiye’de Homeopati Derneği’nin kurslarına öğrenci olarak katılan ya da bu kursları tamamlayarak sertifika alan kişiler derneğe üye olabilirler.

1 Ocak 2015 Perşembe

infertility and homeopathy

Homeopathic Treatment


In the conventional or allopathic treatment of female infertility the HRT (hormone replacement therapy) is the first choice of treatment which includes :

  • Clomiphene citrate (Clomid) : This medicine causes ovulation by acting on the pituitary gland. It is often used in women who have polycystic ovarian syndrome (PCOS or PCOD) or other problems with ovulation. This medicine is taken by mouth.
  • Human menopausal gonadotropin or HMG (Repronex, Pergonal) : This medicine is often used for women who don't ovulate due to problems with their pituitary gland. HMG acts directly on the ovaries to stimulate ovulation. It is an injected medicine.
  • Follicle stimulating hormone or FSH : FSH works much like HMG. It causes the ovaries to begin the process of ovulation. These medicines are usually injected.
  • Gonadotropin releasing hormone analog : These medicines are often used for women who don't ovulate regularly each month. Women who ovulate before the egg is ready can also use these medicines. Gn-RH analogs act on the pituitary gland to change when the body ovulates. These medicines are usually injected or given with a nasal spray.
  • Metformin (Glucophage) : Doctors use this medicine for women who have insulin resistance and / or PCOS. This drug helps lower the high levels of male hormones in women with these conditions. This helps the body to ovulate. Sometimes clomiphene citrate or FSH is combined with metformin. This medicine is usually taken by mouth.
  • Bromocriptine (Parlodel) : This medicine is used for women with ovulation problems due to high levels of prolactin. Prolactin is a hormone that causes milk production.The above mentioned hormonal tablets have lot if side effects. Few of them are listed below :
    • Bloating
    • Mood swings
    • Acne
    • Fatigue
    • Headaches
    • Weight gain
    • Disturbed menstrual cycles
    • Abnormal hair growth
    • Visual disturbances
    • Breathing troubles associated with HMG
    • Ascites associated with HMG
  • Human chorionic gonadotropin (HCG) : HCG is a hormone that is typically produced in a pregnant woman's placenta. It helps to maintain the corpus luteum, which produces progesterone and estrogen in order to maintain the first trimester of pregnancy. It is often sold under the brand names Profasi and Pregnyl. Side effects of HCG include :
    • Headache
    • Water retention
    • Fatigue
    • Sore breasts
    • Abdominal discomfort
    • Irritability
So in the conventional of allopathic treatment of female infertility the various hormonal preparations (HRT) are given whereas homeopathic remedies or medicines are prescribed by symptoms rather than conditions, as each case of a particular illness can manifest differently in different people.

Action of homeopathic medicines or treatment on the hormonal disorders


The various hormonal disorders like PCOS, thyroid disorders, prolactin hormone abnormality and so on can be effectively treated with homeopathy.
During treatment to restore fertility many aspects of your menstrual cycle are taken into consideration; for example the lengths of your cycle is very important, the type of menstrual bleeding (bright red, clotted), the premenstrual discomforts like cravings, headaches, lower back pain, pelvic pain and so on. The mental and emotional changes that women experience during the premenstrual period should are investigated by a doctor to help deal with hormonal fluctuations and imbalances.
Medicines can help restore fertility when followed in conjunction with a healthy diet low in animal fats and high in fiber from legumes, fruits and vegetables.
The treatment or remedies act on the glands and naturally restore the normal functioning of the affected gland. A well selected homeopathic medicine has the capability to correct hormonal imbalance stimulating the glands to secrete various hormones as required for the normal functioning.
Medicines stimulate the body's own immune system to stimulate the various glands to work normally.
In the allopathy or conventional treatment the hormones are given in the form of pills, injections whereas in homeopathy no such hormones are given and natural medicines work by stimulating the glands to produce the required amount of hormones thus curing the problem from the root and ensuring the patient not to suffer from the similar problems in future.
Women trying to conceive often have clinical depression rates similar to women who have heart disease or cancer. Infertility may have profound psychological effects. In many cultures, inability to conceive bears a stigma. In closed social groups, a degree of rejection may cause considerable anxiety and disappointment. But thank god and Dr. Hahnemann (founder of homeopathy) there is homeopathy to save you from all this loss.
Research shows that there is a relation between HRT and cancer and several warning have been issued by Government Health Departments across the globe. Homeopathy will keep you safe from such dangerous side-effects.

Various infections preventing conception and miraculous homeopathy in contrast with allopathy


The various infections like PID (pelvic inflammatory diseases, ovarian infections, tubal abscesses and so on are one of the major factors of infertility. In conventional or allopathic treatment various antibiotics and anti inflammatory medicines are given which have serious side effects like abdominal discomfort, fatigue, loss of appetite, reduced immunity and so on.
Homeopathy on the other hand is really safe for such infections. Medicines boost up the immune system of the body. Remedies work as powerful anti inflammatory medicines which help in treating the infection from the root.
Research shows that homeopathy offers effective treatment for female infertility, which has been scientifically documented. It is very safe and can be combined with the conventional treatment / allopathic treatment if required.

Surgical conditions related to infertility and homeopathy “a boon” in such conditions


The various conditions like fibroids, cysts, hyperprolactanemia, cushin’s syndrome and so on require surgery in the conventional or allopathy treatment. Recurrences are common even after surgery. Homeopathy is a boon for such patients as these surgical conditions can be solved with the magical doses of medicines.
Each individual case is properly taken and analyzed to select the best medicine for a particular case. Timely administration of the medicines help avoid surgery and prevent the complications. Homeopathic treatment or mediciens can save you from a surgeon's knife.
Marital discord often develops in infertile couples, especially when they are under pressure to make medical decisions. Homeopathy is there to keep you away from taking such dangerous decisions.

Assisted reproductive technologies (ART)


  • Artificial insemination.
  • Semen concentration methods : used with artificial insemination if low sperm counts.
  • Donor insemination : uses a male semen donor; complex emotional and legal issues.
  • In vitro fertilization (IVF) : the "test tube baby" technology.
  • Gamete intrafallopian transfer (GIFT) : placement of an egg with sperm in fallopian tubes; used when female's tubes are normal.
  • Zygote intrafallopian transfer (ZIFT) : a combination of IVF and GIFT; transfer of a single cell zygote.
  • Pronuclear stage transfer (PROST) : early stage transfer of the sperm and ovum before a fully formed gamete has occurred.
  • Tubal embryo stage transfer (TEST) : similar to ZIFT but transferring a multi-cell embryo (2-call, 4-cell, 8-cell).
  • Micro injection fallopian transfer (MIF) : microscopic injection of a sperm into an ovum and transfer to fallopian tubes. Useful for low sperm counts.
  • Donor egg IVF : use of a donor female ovum with IVF (or any type of ART).
  • Frozen embryos.
All the above mentioned techniques are very costly and are out of the reach of a common man. There is a cheaper and safer alternative “homeopathy”.
There are 110 homeopathy medicines which give great results in infertility in females. However, the correct choice and the resulting success is a matter of experience and right judgment on the part of the doctor. The treatment is decided after thorough case taking of the patient. Thus remedies are designer made unlike allopathy in which all patients receive the same surgery or drugs although trade name may be different.
For online treatment, you may follow the following steps atHomeopathicTreatment4U.com.

What is Infertility in Females

Infertility is the failure of a woman to conceive after trying to do so for at least one full year. It is the diminished ability or the inability to conceive and have offspring.
It is also defined in specific terms as the failure to conceive after a year of regular intercourse without contraception.
It can be due to many causes. Studies have shown that a little more than half of cases of infertility are a result of female conditions. And remaining are caused by sperm disorders and by unexplained factors.
Generally, worldwide it is estimated that one in seven couples have problems conceiving, with the incidence similar in most countries independent of the level of the country's development.
Currently, in the United States, about 20% of couples struggle with infertility at any given time. Infertility has increased as a problem over the last 30 years.
It is well known that fertility in women decreases with increasing age, as illustrated by the following statistics :

  • Infertility in married women ages 16-20 = 4.5%
  • Infertility in married women ages 35-40 = 31.8%
  • Infertility in married women over the age of 40 = 70%
In Britain, male factor infertility accounts for 25% of infertile couples, while 25% remain unexplained. Fifty percent are female causes with 25% being due to anovulation and 25% tubal problems and so on.
In Sweden, approximately 10% of couples are infertile. In approximately one third of these cases the man is the factor, in one third the woman is the factor and in the remaining third the infertility is a product of factors on both parts.
There are legal ramifications as well. Infertility has begun to gain more exposure to legal domains. An estimated 4 million workers in the U.S. used the Family and Medical Leave Act (FMLA) in 2004 to care for a child, parent or spouse, or because of their own personal illness. Many treatments, including diagnostic tests, surgery and therapy for depression, can qualify one for FMLA leave.

Types


There are two types:

  • Primary infertility : Refers to the condition in which a couple has never been able to conceive.
  • Secondary infertility : Refers to those cases where a couple has been successful in conceiving at least once, but has been unsuccessful after that.

Causes


The primary causes:

  • Cessation of oral contraceptives : Many a times hormonal balance does not come back to normal after stopping the pill
  • Ovulation disorders
    • Anovulation
    • Stress
    • Diet
    • Athletic training
    • Excessive exercise
    • Poor nutrition
  • Hormonal disorders (type of endocrine disorders) affecting ovulation :
    • Pituitary disorder
    • Pituitary gland tumor
    • Thyroid disorder : Either underactive thyroid or overactive thyroid (hypo or hyperthyroid)
    • Adrenal disorder
  • Ovary disorders
    • Ovarian cysts
    • PCOS (polycystic ovarian syndrome)
    • Surgical ovary removal
    • Ovary infection
    • Ovarian cancer
    • Blocked fallopian tubes
    • Scarred fallopian tubes
    • Pelvic inflammatory disease
    • Endometriosis
    • Ectopic pregnancy surgery
    • Tubal ligation : "tied tubes" procedure
    • Abscess
  • Uterus conditions
    • Removal of IUD (intrauterine device) : This may take time before things return to normal or sometimes it may not get normal at all
    • Scarred cervix
    • Uterus infection
    • Cervix cancer
    • Uterine cancer
    • Hysterectomy
    • Uterus defects
    • Cervical mucus defects
  • Illness in general : Any disease can reduce fertility.
  • Female infertility as a complication:
    • Androgen Insensitivity Syndrome
    • Lead poisoning
    • Prolactinoma
    • Smoking
    • Turner Syndrome

How the Cause of Infertility is Diagnosed


  • Examination

    • Note height, weight and BMI. It may be of significance in the man and of great significance in the woman. A BMI below 20 may suggest anovulation as in anorexia nervosa. A BMI above 29 is associated with decreased fertility.
    • There may be polycystic ovary disease (PCOD). Look for signs of hirsutism; facial hair may be more than normal, although this should be interpreted in the light of racial norms.
    • Acne may also indicate high androgen levels.
    • There may be a hint of male pattern alopecia with slight bitemporal recession. The pubic hairline may extend up towards the umbilicus in a typical male pattern.
    • Examination of the cardiovascular or respiratory system is unlikely to be rewarding as is examining the breasts for galactorrhoea unless indicated by history.
    • Abdominal examination should be performed and it must precede bimanual pelvic examination or it is very easy to miss a large mass like a big ovarian cyst.
    • Gynaecological examination, especially vaginal examination, may indicate undisclosed sexual difficulties. For example her response may suggest vaginismus and you may even find an intact hymen. An unusually large clitoris would suggest excessive androgen activity, but this is more likely to be a long standing condition such as congenital adrenal hyperplasia. This will probably be in a mild form, as it is presenting so late. Bimanual examination; may find an adnexal mass from an ovary of tubo-ovarian mass or tenderness suggesting PID or endometriosis. Uterine fibroids can distort the uterus and interfere with implantation.
  • Investigations

    • Mid-luteal progesterone level to assess ovulation. If low it may need repeating as ovulation does not occur every month. The blood test is taken 7 days before the anticipated period, that is on day 21 of a 28 days cycle but this day will need to be adjusted for different lengths of cycle.
    • Basal body temperature charts are not recommended as they are unreliable.
    • FSH and LH should be measured, especially if there is menstrual irregularity. High levels may suggest poor ovarian function. A comparatively high LH relative to FSH is typical of polycystic ovary disease.
    • The thyroid function tests a should only be undertaken if there are grounds for suspicion as infertile women are no more likely to have thyroid disease than the rest of the population.
    • Similarly, prolactin (PRL) should only be measured where there is clinical suspicion.
    • Chlamydia screening is recommended. Not only may it be a cause of infertility but instrumentation of the genital tract in subsequent investigations may produce PID.

  • Hysterosalpingography :This is an x-ray of the uterus and fallopian tubes. Doctors inject a special dye into the uterus through the vagina. This dye shows up in the x-ray. Doctors can then watch to see if the dye moves freely through the uterus and fallopian tubes. This can help them find physical blocks that may be causing infertility. Blocks in the system can keep the egg from moving from the fallopian tube to the uterus. A block could also keep the sperm from reaching the egg.

  • Laparoscopy : A minor surgery to see inside the abdomen. The doctor does this with a small tool with a light called a laparoscope. She or he makes a small cut in the lower abdomen and inserts the laparoscope. With the laparoscope, the doctor can check the ovaries, fallopian tubes, and uterus for disease and physical problems. Doctors can usually find scarring and endometriosis by aparoscopy.

Diet


Diet is an important factor in the treatment of infertility. It should contain seeds, nuts, grains, vegetables, and fruits. These foods should be supplemented with milk, vegetable oils, and honey. Curd and cottage cheese are also recommended.
About seventy to eighty per cent of the diet should consist of foods in their natural uncooked state, because cooking destroys much of the nutritional value of most foods. Sprouting is an excellent way of consuming seeds, beans, and grains in their raw form, as in the process of sprouting, the nutritional value is multiplied, new vitamins are created and the protein quality is improved.

30 Aralık 2014 Salı

ORGANON MATERIA MEDICA ÜZERİNE

J.T.Kent 'in Materia medica 'sı 1897


ORGANON   / MATERIA MEDICA  

ORGANON AFORİZMA 143 

Eğer sağlıklı bireyler üzerinde çok sayıda basit ilaçları deneyip suni hastalık üreticileri olarak yarattıkları tüm hastalık unsurlarını ve semptomlarını dikkat ve doğrulukla kaydettiysek , o zaman elimizde gerçek bir  materia medica   / hakiki , saf ve güvenilir ilaç maddelerinden oluşan aksiyon araçları elde ederiz.

 Bu doğa kitabında dikkatli gözlemciler tarafından kaydedilen her güçlü ilacın homeopatik prensiplere uygun olarak, sağlıklı insanlarda hangi hastalıklara karşı kullanılabilecekleri yazılıdır. 
Bu ilaçlar suni hastalık durumu meydana getirme potansiyeli taşırlar ve benzer hastalığı iyileştirirler.
 Bunlar kalıcı ve gerçek tedavi sağlayan maddelerle ilgili değerli bilgileri taşıyan yayınlardır.

ORGANON AFORİZMA 145

Doğada var olan sonsuz sayıdaki marazi durum ve dünyadaki her hastalık için bu tür ispatlanmış homeopatik çareleri keşfedebilmek amacıyla insan sağlığında değişiklik yaratan saf etkilere sahip ilaçlarla ilgili oldukça geniş bir yelpazeye ve her hastalık için benzer semptomlar yaratan , homeopatik analog sağlayan ilaçlara ihtiyaç var .

 Bunlar kronik hastalıkları arttıran ve farklılaştıran ama kesinlikle tedavi edemeyen ,acut hastalıklarda da iyileştirmek yerine hayati tehlike yaratan eski allopatik tıp sanatının bilinmeyen karmaşık ilaçlarla yaptığından çok daha kesin biçimde hiç rahatsızlık yaratmadan nazik , güvenli ve kalıcı olarak tedavi ederler.



George Vithoulkas Materia Medica 

  

26 Aralık 2014 Cuma

Dr. Edouard Broussalian 'a göre Homeopati


Dr. Edouard Broussalian 'a göre Homeopati :
                                                                                 


Dr. Edouard Broussalian    / Cenevre ,17 Eylül 2013

Homeopati  aynen Newton 'un Prensipleri gibidir. 1687 yılında yayınlanan ebedi kitabında bilim adamı Newton dünyevi cisimlerin hareketlerini anlamak , bir uyduyu yörüngesine oturtmak ya da bir başka gezegene inmek için gerekli denklemleri bize sunmuştur. 

Üç yüz yıldan daha eski olan bu prensipler hiç bir zaman geçerliliğini yitirmemiştir. Neden  ?    Çünkü gözlemden kaynaklanan kanunları tanımlamaktadır  ve bilim adamı bunları spekülasyon veya yorumla bozmamıştır .

Newton 'un fizik için yaptığını Hahnemann tıp için gerçekleştirmiştir.  Bu yüzden Organon'un zamanı geçmez . İçerdiği marazi fenomen anlayışı sonsuza dek doğru kalacaktır.

Homeopati  "hastalığı hastalıkla " tedavi etmez , "yavaş tıp "
 " alternatif tıp " veya  "bitkisel tıp " değildir ya da sadece
 " hafif yaralanmalar ve önemsiz hastalıklara "  yönelik değildir.

Homeopati , tedavi alanında beklediğimiz bir devrimdir. Homeopati , yaşayan organizmaya aktif bir ilaç girdiğinde ne olduğunu tanımlayan bir kurallar bütünüdür.

Hahnemann 'ın Organon'un da  Aforizmaların  mükemmel bir mantık çerçevesinde muhakeme geliştirdiğini görsek dahi homeopatinin bir sistem olduğunu söyleyemeyiz.
Homeopati daha çok aforizmaları birbirine bağlayan bir metoddur. Şifa sanatında ustalaşmak için tümünü öğrenmek gerekir


ORGANON ' BENZERLER KANUNU




ORGANON   Benzerler Kanunu

Aforizma  26
Her gerçek tedavinin dayandığı, belirsiz biçimde tahmin edilen ama tam anlamıyla tanımlanamayan homeopatik doğa şudur ki ; 
Eğer canlı organizmada benzer bulgular gösteren güçlü ve zayıf hastalıklar beraber bulunuyorsa , zayıf olanı güçlü olan tarafından ortadan kaldırılır.


Aforizma 27

O halde ilaçların tedavi edici gücü hastalık semptomlarına benzeyen ama ondan kuvvetli olan semptomlardan kaynaklanır. ( aforizma 12 - 26 ) Böylece , her hastalık vakası en emin , kesin , hızlı ve kalıcı biçimde sadece insanın sistemindeki hastalık semptomlarının  tümünü daha güçlü biçimde yaratabilen ilaçlar tarafından tedavi edilir.


HAHNEMANN' ORGANON AFORİZMA 25

                             
                                  


      ORGANON AFORİZMA    25

Tüm dikkatli testlerde ve saf deneyimde iyileştirme sanatının tek ve yanılmaz kehaneti bize , sağlıklı insan vucudunda ; hastalık belirtilerini yaratma gücüne sahip ilacın , o hastalığın tüm bu belirtilerini iyileştirecek ilaç olduğunu öğretiyor.

Tüm bu hastalığa benzer semptom  ( 16. aforizma ) yaratan ilaçların doğru dozlarda ve doğru kullanım biçimiyle hızlı , radikal ve kalıcı olarak kendi alanlarında iyileştiremeyecekleri hastalık bulunmamaktadır.

22 Aralık 2014 Pazartesi

2000 'LERİN TIBBI HOMEOPATİ



  


2000 LERİN TIBBI 

İnsanlık tarihinin en hızlı devinimlerinin olduğu dinamik bir dönemde yaşıyoruz. Bilgi çağında, insan hayatının her alanında köklü kavramsal değişimler ortaya çıkarken, tıbbın insanı ele alışı da değişmekte… Nasıl ki kuantum fiziğiyle maddeyi ve zamanı algılayışımız başka bir perspektif kazandı, varoluşun enerji kapsamıyla birlikte, insana bakışımız da farklı bir boyuta ulaştı.
Eskiden insanı sindirim, solunum, sinir sistemi gibi bölümlere ayırarak inceleyen tıp, “Holistik Tıp” kavramıyla artık bir bütün biçiminde yaklaşıyor.

Hastalık olarak değerlendirilen bozukluğun, aslında tüm beden dengesini ilgilendirdiğini biliyoruz. Bütünsel vücut sağlığı anlamındaki “Holistik Sağlık” ilaçlardan çok, kişinin kendini iyileştirme gücünü esas alır.

Günümüzde uygulanan ortodoks tıp (**), sakatlık, kötürümlükle seyreden kronik bir hastalık karşısında çaresiz kalmakta; iyileştirmeden çok, hastanın sıkıntılarını hafifletmeye yönelik palliative (***) tedavi uygulamaktadır. Sorun, hastalığı tedaviyle değil; bozulan beden dengesini kurmak, uyumsuzluğu düzeltmekle çözümlenir.
Çok gelişmiş, ileri teknolojiyi yakalamış bir dünyada yaşadığımızı söylememize karşın, çevremizde gerçek anlamda sağlıklı, hattâ hiç doktora gitmemiş insanlar yanında, bir türlü hastalıklardan kurtulamayan, yüzde yüz verimle, yaşayamayan insanlar görüyoruz. Yakınmaların, bozulan beden dengesine kişinin bir tepkisi, cevabı olduğunu göz ardı eden ortodoks tıp, yalnız hastalıklarla ilgilenir. Oysa asıl sorun, kişinin fiziksel yapısının yanında; aklî ve ruhî yapısı da dahil yaşam enerjisindeki dengesizliktir.




Nedenini bilmediğimiz, çaresiz kaldığımız, pek çok hastalık var. Bu durumda ancak rahatlatıcı, hafifletici veya şikâyetleri bir süre için geçiren tedaviler yapıyoruz. Bu gerçeğin kavranması, bir türlü sonuç alınamayan tedaviler, iyileştirilemeyen hastalıklar, klasik tıbba karşı güvensizlik yaratmış, insanları yeni alternatifler aramaya zorlamıştır.
Fakat alternatif bir tedavinin yararını, etkisini, güvenirliğini, doğruluğunu nasıl değerlendirebiliriz?
Yasa ve ilkelerden çok, kanı ve tahminlere dayanan tek bilimsel alan tıp dünyasıdır.
Laf aramızda, tıp tam da bu noktada bilimle sanatın buluştuğu, bilimselliği kadar, sanatsal yaratıcılığı da olan bir disiplindir. Her neyse, işin felsefesine girmeden biz gene konumuza dönelim.
Eğer geriye dönüp tıp tarihini incelersek, veri ve deneyim sonuçlarını buluruz. Fakat bu veri ve deneyimleri destekleyen veya bunlardan çıkmış kanun ve prensipler yoktur. Yani klasik  tıp hastalık ve sağlığı yöneten hiçbir yasa ve ilke biçimlendirmemiştir.
Oysa homeopatinin kullandığı, klinik sonuçlarla çabucak onaylanabilen evrensel ilkeler var. Radikal şifa etkisi güvenirliğiyle karşılaştırılabilir.
Bir doktor hangi tedavi yöntemini uygularsa uygulasın bu homeopatik prensipleri bilmelidir ki; hastasına açıklayabilsin.
Hasta, kendisine anlatılan tedavi yöntemlerini kavradıktan sonra doğru seçimi yapabilir. Bilgiye bu denli hızlı ulaşılan günümüzde, insanın kendi sağlığıyla ilgili seçimi kendisinin yapmaya hakkı ve olanağı vardır.


HOMEOPATHY NEDİR?
Homeopathy Yunanca “homoios” benzeri, aynı ve “pathos” hastalık, ızdırap çekme sözcüklerinden türemiştir. Bu terimi temel etki mekanizması olan “similia similubus curantur” yani “benzeri benzeriyle tedavi edilir” postulatından alır. Sağlıklı insana verildiğinde bazı semptomlar (bulgular) oluşturan bir maddenin, bir hastada benzeri bulguları tedavi etme ilkesidir.

Yalnız, burada verilen moleküler düzeydeki madde, hastalığı tedavi etmez. Amaç bedenin savunma ve tamir mekanizmasını uyarıp yönlendirerek; kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesini sağlamaktır. Olay, “Biological Intelligance” denen bağışıklık ve savunma sistemini de kapsayan; bedenin ahengini koruyan, işleyişini idare eden “Biyolojik Zekâmızı” motive ederek yönlendirmekten ibarettir.
Görüldüğü gibi homeopathynin çıkış noktası hastalık değil, semptom dediğimiz bulgulardır. Semptomlardan hareketle, yakınmaları geçirip; bedenin kendisini eski düzenine getirmesine yardım eder.
İlk anda bu yöntemle hastalıkların üstesinden gelmek zor ve yetersiz gibi gözükebilir. Bu yetersizlik yöntemden değil; onun kapasitesini algılayamamaktan kaynaklanır.
Biyolojik zekâmıza henüz hak ettiği krediyi vermiyoruz. 
Eğer onun üç milyar yıllık evrimini, son yirmi otuz yılda hızla gelişen bilgisayar dünyasıyla karşılaştırırsak; neler yapabileceğini anlar, daha doğrusu neler yapabileceğini henüz anlayamadığımızı kavrarız.
Mademki  Homeopathy, bedenin kendi savunma, bağışıklık ve yenileme mekanizmasını uyarıp; yönlendirerek kendisini tedavi etme bilimidir, o halde aşıların işleyiş ilkeleriyle karşılaştırabiliriz. Homeopathy bir aşılama yöntemi değildir, ama aşı prensibi homeopathynin işleyiş mekanizması kapsamındadır. Aşıda, hastalık yokken bağışıklık sistemi haberdar edilir. Önceden hastalıkla ilgili şifreyi alan vücut kodlanarak hastalığı tanır. Olası bir saldırıda gerekli önlemi almış olan bağışıklık mekanizması, kesinlikle hastalığa izin vermez. Bu da, sistemin ne denli güçlü olduğunu kanıtlar.
Homeopathy, aşı gibi yalnız, bağışıklık sistemini değil, yenileme, tamir, savunma gibi “Biyolojik Zekânın” diğer sistemlerini de etkiler. Bu yüzden homeopathy’nin aşıdaki koruyuculuğunun yanında tedavi edici gücü de vardır. Daha doğrusu “Vital Force” denen yaşam gücünü motive ederek vücudun kendi düzenini bulmasını sağlar.



HOMEOPATHY’NİN FELSEFESİ
Homeopathy, hastalığı değil, bütünüyle insanı iyileştirmeyi amaçlar. Bundan dolayı da “Holistik Tıptır”. İngilizce “Whole Person”, “Bütünüyle İnsan” sözünden türeyen bu terim, insanı evren içinde aklı, duyguları düşünceleri fizik ve biyolojik yapısıyla ele alan, her açıdan insanı evren içinde betimleyen felsefî bir kavramdır.
Canlılar tek hücresindeki muhteşem organizasyondan, tüm bedenindeki harmonik dengeye varana kadar bir evreni içinde barındırır. “Vital Force” denen yaşam gücüyle evrensel ilişkiye giren insan mikrocosmos-makrocosmos ilişkisini simgeler.
İşte bu holistik pencereden bakan homeopathy, “Allopathic” tıptan farklı olarak hastalıkla değil insanla uğraşıyor. Çünkü bizim hastalık dediğimiz bulgular, vücudun alarm sinyalleridir. Hastalığı tedavi etmek, yaşam enerjisinin uyumunu bozan nedeni gözden kaçırmaktır.
Biyolojik Zekâmız bir sorun karşısında kendisini hastalık olarak ifade eder. Bulgular, onun dilidir. Onlara bakarak bireyin yapısı, problemin yeri, niteliği hattâ verilecek maddenin cinsi saptanır. İlâçlarla bu rahatsızlıkları iyileştirmek, bastırmak; alarm veren aleti, rahatsız ettiği için susturmaya benzer.



HOMEOPATHY’NİN TARİHÇESİ
Homeopathy’nin temel ilkeleri, batı kültüründe tıbbın babası olarak bilinen Hippokrates’e (İ.Ö. 5. yy.) dayanır. Homeopathy kavramının eski Yunan’dan diğer kültür ve uygarlıklarda da filizlendiği tartışılamaz.
Babası da doktor olduğu halde Hippokrates, tıp öğrenimini ilerletmek için Mısır’da uzun süre kalmıştır. Notlarında, hastalıklar iki yöntemle tedavi edilir: “Bir, hastalığın nedenine karşı antidotu (karşıtı, zıttı); iki, hastalığı yapan etkenin kendisi veya benzeri” kullanılır.
Daha sonra İsviçreli Doktor Paracelsus (16. yy.) da kitabında “Hastalıklar kendilerini yapan etken veya benzeriyle tedavi edilmelidirler.” Görüşündeydi.
İnsanlık tarihinin gelişimiyle farklı uygarlık ve kültürlerde evrimleşen, uygulanan homeopathic tedavi yöntemi ilk kristalize şeklini bundan 200 yıl kadar önce Alman doktor, kimyacı, eczacı ve dil bilimci Samuel Hahnemann (1755-1843) tarafından aldı.
Zor şartlarda öğretmenlerinin de desteğiyle okula giden Hahnemann yedi lisan bildiğinden, öğrenimini çeviriler yaparak sağlamıştır. Devamlı eski Yunan ve Latin kültüründen çeviriler yapıyor, hem bilgisini artırıyor hem de gelişen kültürüyle dünya görüşü farklı boyutlara ulaşıyordu.

Zamanında tifo, kolera salgınları, Avrupa’yı kasıp kavururken; geleneksel tıbbın çaresiz ve acımasız yaklaşımı Doktor Hahnemann’ı yeni arayışlara itti. Yanlışlıklar karşısında meslektaşları kadar duyarsız davranamıyordu. Zihni tıbbî yaklaşımlarda devamlı yeni yöntemler aramaktayken; ilk iş olarak hastalıklarla mücadelede hijyen ve beslenmenin önemini vurguladı. Böylece koruyucu hekimlik kavramını pekiştirdi. Bu arada kimya ve eczacılık öğrenimine de başladı. Derin bir bilgi birikimi olan bu kültürlü insan, bir gün Homeopathynin kapısını açacak anahtar olayı keşfetti.

Kınakına ağacının kabuğu (Perivuvan Bark) Cinchona’nın tadına baktığında! Zaman zaman çıkan ateş, titreme, çarpıntı, susuzluk gibi sıtma benzeri nöbetler oluşup geçiyordu. Bu olayı defalarca kendisinde ve arkadaşlarında denedi. İçinde yüksek oranda kinin bulunan Cinchona’nın hep aynı bulguları yaptığını gördü.
Sıtma tedavisinde kullanılan kinin sağlıklı insana çok az verildiğinde sıtma belirtileri yapıyordu. Bu düşüncenin ışığında çalışmalarına başladı ve seksensekiz yıllık yaşamının geri kalanını araştırma, tedavi ve kitaplar yazarak geçirdi.

1810’da homeopathy’nin ana prensiplerini, günümüzde de hâlâ temel referans olarak kullanılan “Tedavi sanatının Organon”unu  yayınlandı.

1831’de Avrupa’yı sarsan kolera salgınında homeopathic tedavide ölüm oranı % 2.4 - % 2.1 iken, Alloapathic tıpda bu oran % 50 üzerinde seyrediyordu. (“Allos” Yunanca’da “den farklı, karşıtından, diğerinden” anlamında). Orthodoks tıp da denen Alloapathic tıpta, hastalık etkeninin karşıtı bir madde veya yöntemle, iyileştirilir. Yani Hippokrates’in söz ettiği yöntemlerden ilki, günümüzde uygulanan tıbbî yöntem budur.

Dr. Hahnemann tifo, kolera salgınlarında homeopathynin etkisini istatistiklerde açık ve net bir şekilde kanıtladı. 1843’de Paris’te öldüğünde, 60’ın üstünde ülkede homeopathic tedavi uygulanıyordu. Bu yüzyılın başında yalnız Amerika’da 25 homeopathic tıp okulu ve hastanesi vardı.

Bu yazımda 1800’lerde hızla gelişmesindeki rakamsal ayrıntıya girmekten çok, “1900’lerin başında neden geriledi?”  sorusuna değineceğim. 30’lu ve 40’lı yıllarda, bütün dünyada “Mucize ilaç” diye adlandırılan bir devrim oldu. Amerika’daki dev ilaç sanayi kuruldu ve kısa zamanda tüm dünyada güçlü bir sektör haline geldi.

Bu sanayinin en büyük rakibi tabiî ki, ilaçsız tedavi yöntemi olan homeopathy’di. Gerçekten de çok yönlü uygulanan, akıllı bir politikayla kısa zamanda homeopathy rafa kaldırıldı. İngiltere dışında hemen hemen tüm hastane ve okullar kapatıldı. İngiliz kraliyet ailesinin himayesinde olan homeopathy, 150 yıldır saray halkının sağlığından sorumludur. İngiltere’de ulusal sağlık sigortası homeopathic tedavileri de karşılamakta.





HOMEOPATHY’NİN KANUN VE PRENSİPLERİ
Daha önce de söz ettiğim “Similia Similibus Curantur” yani “benzeri benzeriyle tedavi edilir.” Homeopathy’nin temel kanunudur. Dr. Samuel Hahnemann klâsik homeopathynin dört ana kanununu şöyle ifade etti.
1. “EXPERIMENTA IN HOMİNE SANU” “Sağlıklı insanda deneme”
Homeopathyde kullanılan bütün ilaçlar sağlıklı insanlarda denenerek bulunmuştur. Alloapatic tıpta hastalarda denenmeden önce hayvan deneyleriyle sonuca ulaşılır. Oysa insana tamamen benzeyen hayvan metabolizması yoktur. Kaldı ki canlıların bir maddeye karşı gösterdikleri reaksiyon çok farklı olabilir. Pek çok örnek arasından ilk anda aklıma gelen bir kaçını sayayım. Aconitum neopelus’un 30 gr. Taze yaprağı bir insanı öldürür. Oysa atlara kuru yaprakları yem olarak veriliyor. Belladona’nın çok az dozu filler için öldürücü olduğu halde, domuzlar, keçiler, fareler, atlar, koyunlar için zararsızdır. Nicotinin kilo başına farelerde 35 mg., tavşanlarda 7 mg.’ı öldürücü olduğu halde keçilerde zararsızdır.
2. “SIMILIA SIMILIBUS CURANTUR” “Benzeri benzeriyle tedavi edilir.”
Hastalıklardan değil, bulgulardan hareket eden homeopathynin teşhis etme sorunu yoktur. Şikâyetleri olan insanın bulgularına benzeyen bulgular yapan maddeyi kullanarak olayı kökünden çözer. Modern tıbbın uyguladığı aşılamayla karşılaştırırsak “Benzerlerin kanunu” kolayca anlaşılır. Başka bir örnekte tıpta kullanılan atropinin elde edildiği Belladonna (güzel avrat otu)’dır. İtalyanca “güzel kadın” anlamına gelen Belladonna, ismini eski çağlarda kadınların gözlerine sürme olarak çektikleri küçük, siyah meyvelerinden alır. Bu meyvelerin bir tanesi bir çocuğu, üç tanesi bir atı öldürmeye yeter, Homeopthy’de kızıl tedavisinde kullanılan Belladonna, zehirlenmeleri de yüz kızarıklığı, ağızda kuruluk, yüksek ateş gibi kızıl hastalığında görülen bulguları yapar.
3. “UNITAS REMEDIE”; “Tek İlaç”
Klasik Homeopathy’de aynı zamanda iki ilaç birden kullanılamaz. Çünkü Homeopathy insanın şikâyeti olan bulguları soğanın yaprakları gibi görür, dışarıdan içeriye öze giderek; örneğin cilt döküntülerinden psişik sorunlara doğru tek tek derinleşerek ayırır. Yani tedavide hiyerarşik bir kural vardır.
Yeri gelmişken “HERING KURALI”nı 4 temel kanununun arasında anlatayım. Buna göre en son gelen semptomdan başlayarak ve semptomların önem ve özgünlüklerine göre tedaviye başlanır. Soğanın kabuklarını tek tek soyar gibi ve daima “dışarıdan-içeriye”, “yukarıdan-aşağıya” doğru sıra izlenerek semptomlar tedavi edilir. Aynı anda bir semptom için iki Rx kullanılamaz.
4. “OPTIMAL DOSE” (Minimal dose)
Homeopathic Rx, en düşük optimal dozda verilir. Hastalığın gelişme seviyesine göre doz saptanır.
Çok geniş ve derin olan bu konu profesyonel bir eğitim konusu olduğundan, şimdilik ayrıntıya girmiyorum.
Bu dört temel kanun dışında homeopathy’nin devamlı göz önünde tuttuğu bazı kuralları vardır.
*Bir vücutta aynı anda iki benzer hastalık olmaz.
*Kronik hastalığı olan bir insan akut bir hastalığa yakalanırsa, kronik hastalığı geri plana çekilir.
“Rx”lerin Farmakolojik etkisini açıklayan Arndt & Schultz kanununa göre,
  1.  Zayıf uyarı fizyolojik aktiviteyi arttırır. Bu yüzdendir ki tıbbın en başarılı olduğu, % 100’e yakın sonuç aldığı tek alan aşılamadır. Düşük dozda verilen maddeyle bedenin fizyolojik işleyişi uyandırılır. Bu optimal dozu yakalamak bilgi, deneyim, sezgi biraz da sanat isteyen bir iştir.
  2.  Uyarı biraz şiddetli ise bedenin aktivitesini olduğu gibi korur.
  3.  Verilen madde güçlü dozdaysa fizyolojik aktiviteyi yavaşlatır. Uzun süre antibiotik tedavisi alan hastanın çoğu kez tedaviye cevap vermediğini görmüşüzdür. Tedaviyi tamamen kestiğimizde hastada kendiliğinden bir iyileşme saptanır.
  4.  Yüksek dozda verilen maddeler vücudun fizyolojik aktivitesini durdurur. Hattâ ölümle bile sonuçlanabilir.
 
HOMEOPATHIC İLAÇLAR
Homeopathy’de tedavi amacıyla kullanılan maddelere ilaç demek yanlış olur. Çünkü içinde arsenik, yılan zehiri, atropin, civa gibi öldürücü maddelerde olan bu ilaçlara Latince deva, şifa derman anlamına gelen “Remedie” deniyor ve “Rx” olarak sembolize ediliyor.
Homeopathic Rx’ler doğadaki her şeyden elde edilebilir. Buna hastalıklı doku veya hastadan alınan akıntı, sağlıklı kan, balinanın salgısı, arının iğnesi, kum gibi tüm bitki, hayvan ve minerallerden başka onların ürünleri de dahildir. Hahnemann’dan bugüne 2000’in üstünde homeopatik ilaç hazırlandı. Bunların etkileri sağlıklı insanlarda denenip uzun süre gözlenerek saptanıyor. Başlangıçta Hahnemann ve 150 kadar uzman arkadaşı maddeleri teker teker kendi üzerlerinde denediler ve uzun süre izlenimlerini, bulguları ayrıntılı bir şekilde kaydettiler.
Pratikte yaygın olarak kullanılan Rx’lerin sayısı çok azdır. Hattâ ev için hazırlanmış sette 24 çeşit, ilk yardım çantası donanımında ise 12 Rx yeterlidir.
Her Rx sağlıklı insanda yaptığı bulgulara göre farklı karakterdedir. Tedavi sırasında da kişiye özgün başlangıç ve idame doz ayarlaması yapılır. İlaçlar homeopathic eczacılar tarafından hazırlanır.
Rx’lerin yapılmasına “Mother tincture” denen ana iksir maddesinin seyreltilmesiyle başlanır. “Mother tincture” şekliyle sembolize edilen Mother tincture ya onda bir (decimal “X”) ya da yüzde bir (centesimal “C”) oranıyla seyreltilir. Her seyreltmeden sonra çok güçlü bir sarsma işlemi var. Her bir seyertme ve sarsma işlemi var. Her bir seyertme ve sarsma işlemi “1 potency güç”dür. Örneğin bir damla Mother tincture 9 damla su veya alkolle seyreltilir ve sarsma işlemi yapılırsa bu “1 x Potency” etki gücü olan homeopathic ilaç yani “Rx”dir.
1 x Potecy’den  1 damla alıp 9 damla suyla seyreltir kuvvetli sarsma yaparsak “2 x potency” Rx elde ederiz. Bu 1/100 oranında seyreltidir. Bundan bir basamak daha ilerlersek “3x Potency” elde ederiz ki bu 1/1.000 seyreltidir. “6x Potency” 1/1.000.000’lik seyreltidir. Eğer seyreltme işlemine 1 damla Mother tincture 99 damla çözeltiyle başlarsak “1c Potency” ile gösteririz ve 1/100 (yani 2x Potency) değerindedir. 2c Potency, 1/10.000; 3c Potency 1/1.000.000 değerinde seyrelti olur. En yaygın kullanılan Centisimal ölçekli potency’ler olduğundan genellikle “c” harfi kullanılmadan yazılır. Örneğin 30c Potency için 30 denir. Katı maddeler parçalanıp süt şekerinde eritilerek, Mother tincture elde edilir.
1x’den 12c’ye düşük potency (zayıf etkili) Rx’ler. 12c’den 30c’ye kadar orta potency (orta güçte) Rx’ler, 200c ve üstü ise yüksek potency (güçlü) Rx’ler. Yüksek potency Rx’ler yalnız, tecrübeli homeopath’lar tarafından kullanılır. Ev içi doktorsuz kullanmalarda 6c’ye kadar olanlar uygundur.
Burada ilginç olan, ilacın seyreltilmesiyle orantılı olarak etkisinin artması arasındaki paradoksal ilişkidir. Hattâ 30c’lik Rx’lerde orijinal maddenin molekül izine bile rastlanmamış. Oysa 1000c potency’deki seyreltilerde etki fark edilecek kadar açıktır. Dünyanın çeşitli homeopathic araştırma merkezlerinde bu konuda çalışmalar yapılmakta. Henüz kesin olmamasına karşın; bu etkinin orijinal maddenin molekül enerjisiyle ilgisi olduğu sanılıyor.
Homeopathic ilaçlar kesinlikle yan etkisi olmayan, emin, güvenilir maddelerdir. Düşük potency’li Rx’ler vücudun fizyolojik aktivitesinde etki sağlar. Normali devam ettirmek amacıyla kullanılırlar.
Orta güçteki Rx’ler daha etkin olduğundan fonksiyoneldir. Tedavi etmek için kullanılırlar. 200c ve üstü potency’deki Rx’ler ise, enerjileri de o ölçüde yüksek olduğundan, yavaş, derin ve geniş etki gösterirler. Hattâ dozun şiddeti oranında santral sinir sistemi üzerinden akıl ve ruh hastalıklarını etkileme düzeyine çıkarlar.

İLAÇLARIN ETKİLEŞİMLERİ VE KORUNMASI
Rx’ler kokuya ve elektromanyetik alanlara ileri derecede hassastır. Oda sıcaklığında, kuru ve karanlık ortamlarda muhafaza edilir. Aşırı sıcaktan bozulabilir. Aşırı soğuk henüz denenmemiş. Kahve, camphor, parfüm, aftershave, nane, mentol gibi güçlü kokulardan korunmalıdır. Rx kullanırken ağızda soğan, sarımsak, kahve, nane, mentol gibi kokular olmamalı. Hattâ Rx alımından yarım saat önce ve sonra diş naneli ve mentollü macunla fırçalanmamalı, ağız ve mide kokusu kadar vücut kokuları da önemli. Whicks, Tiger Balm, noksema, dudak çatlakları için sürülen rujlarda comphor gibi kokular kullanılmamalıdır. Rx’lere çay, sigara ve alkolün antidot özelliği saptanmamış, uydulu aletler, elektrikli battaniye, antibiotik, steroid, doğum kontrol hapları, eroin, barbiturat, novokain, kafein, kokain gibi maddeler antidot eki gösterirler.
Ayrıca Rx’leri mikrodalga yayını olan yerler tutmamak gerekir. Elektrik şokunda veya güvenlik kapılarından geçerken etkisi bozulabilir.

HOMEOPATHY’NİN EN ETKİN OLDUĞU DURUMLAR
Dünyada bugüne kadar homeopathic tedavilerle elde edilen deneyimlerden bazı sonuçlar çıkmış. Bunlara göre aşağıdaki durumlar homeopathy’nin en etkin olduğu alanlardır. Genel olarak bütün psikomatik hastalıkları sayabiliriz.
  1.  Allerjiler
  2.  Romatizmal artritler
  3.  Autoimmün hastalıklar
  4.  Mantar enfeksiyonları
  5.  Kronik kulak iltihapları
  6.  Astım, kronik bronşit
  7.  Migren ve diğer nedenlerle oluşan baş ağrıları
  8.  Öksürük, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlar
  9.  Menstrural kanama bozuklukları
  10.  Rahim ve rahim ağzındaki iyi huylu tümörler
  11.  Kronik üriner sistem enfeksiyonları
  12.  Mide ve barsak bozuklukları
  13.  Deri döküntüleri ve kronik akne
  14.  Uyku bozuklukları
  15.  Kronik yorgunluk sendromu
  16.  Zihinsel ve duygusal dengesizlikler
  17.  Stres durumları
Yalnız, burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Homeopahty’de tedaviye olduğunca erken başlanmalıdır. Hattâ hastalanmadan önce homeopathic maddelerle insanların immun sistemi (savunma mekanizmaları) güçlendirilmelidir. Hastalık patalojik doku değişiklikleri yapmaya başladığında, homeopathynin etkisi o ölçüde azalır.
HOMEOPATHY’NİN GÜNÜMÜZDEKİ KONUMU
Kesin ve güvenilir bilgi verme açısından, 1997 Washington Seatle’da düzenlenen uluslararası Homepathy kongresindeki rapordan özetler vereceğim.
Fransa’da aile hekimlerinin % 59’u Homeopathic doktordur. Dört tanesi üniversitede olmak üzere 30 okul var. 5.000 Homeopathic doktor kliniği mevcut. Araştırma yapan pek çok enstitü arasında en önemli araştırmalar Montpellier Üniversitesi’nde yapılmaktadır. İmmuno Farmakoloji bölümünden Prof. Madeleine Bastide başkanlığında yüksek seyreltide homeopathynin etkisi araştırılıyor.
Almanya’da 6.000 Homeopathic doktor çalışıyor. Ayrıca tüm Alman doktorların % 70 kadarı zaman zaman homeopathic ilaç yazıyor, en az % 80 hasta homeopathic ilaç kullanıyor.
Avusturya’da iki homeopathic tıp derneği var. Viyana’da 5 hastanede rutin olarak, homeopathic konsültasyon isteniyor. Viyana, Prag, Insbruck Üniversiteleri’nde dersler veriliyor. Graz LB- enstitüsünde araştırmalar yapılıyor. Yıllık ve mevsimlik iki yayın organı mevcut.
İsviçre’de 1856’da Homeopathic doktorlar birliği kurulmuş. 1995’de Bern Üniversitesi tıp fakültesinde bir kürsü açıldı. 1996’da Ulusal Homeopathy Tabipler Birliği ilk kez resmî bir konuşma yaptı. Homeopathy uzmanlık dalı olarak kabul edildi.
Belçika’da 110 Homeopathic doktor, sağlık sigorta sistemi kurdu.
Belçika’da Fransa, İtalya, Portekiz, İspanya’yı da kapsayan bir proje başlatıldı. 1.5 yıl sürecek olan bu projede Orthodoks tıpla tedavi edilemeyen kronik hastalıklı 1200 çocuk iyileştirilmeye çalışılacak. Arjantin 1996’da ilk sempozyumu Buenos Aires üniversitesi tıp fakültesi’nde yaptı. Homeopati beş ayrı yayın organı tarafından basılıyor. Brezilya’da 1888’den beri Homeopatik okul devlet güvencesinde. 1980’de Sağlık Bakanlığı tarafından Uzman doktorluk dalı olarak kabul edildi. Brezilya’da bu konuda çeşitli dernek kuruluş, araştırma enstitüsü var. 1996’da 300 katılımcı ile, ulusal homeopatik eczacılar kongresi yapıldı ve homeopatik eczacı uzmanlığı için ilk imtihan yönetildi. “Brezilya homeopatik pharmacopoeia”nın yeni baskısı hazırlandı.
Costa Rica’da homeopatik tıp 1921’den beri yasal. 1994’de uzman doktorluk dalı olarak kabul edildi. 1998’de 5 homeopatik tıp doktoru üniversitede, 30 tıp doktoru uzman olarak özel klinikte çalışıyor. Dr. Odolfo Aristeguiete “Homeopatik Psikoloji” kitabını yazdı. Yıllardır tıp dergilerinde makaleler yayınlanıyor.
Meksika’da 1895’den beri iki resmî okul var.
Malezya’da devlet hastanelerinde de tedavi yöntemi olarak uygulanması, parlamentodan çıkmak üzere.
Hindistan hükûmeti ulusal bir tıp sistemi olarak kabul etti. 1995’te Sağlık Bakanlığı’nda ayrı bir bölüm olarak yer aldı. 1973’de eğitim ve pratiğin belli bir çerçevede standartlaşması için “The Central Council of Homeopathy” kuruldu. Hindistan’da 300.000 homeopatik doktor var. Devlet desteği ile 5 yıllık eğitim veren 120 üstünde okul bulunuyor.
Yunanistan’da homeopati uzmanlık dalı olmak üzere 5 klinik mevcut. Homeopatik ilaçlar Atina Ulusal Teknik Üniversitesi kontrolünde yapılıyor.
Macaristan’da homeopatinin bir tıp metodu olduğu resmen kabul edildi. Uzmanlık dalı için yasal girişimler sürüyor. Tıp dergileri de dahil pek çok makale, kitap yayınlanmakta, Rusya’da homeopati yıllardır uygulanıyor. Mayıs 1996 Moskova’da yapılan homeopati birliği kongresinde, devletin bilimsel homeopatik organizasyonu tarafından bir rapor verildi. Lisans üstü Homeopatik eğitimle ilgili destek vermek amacıyla Sağlık Bakanlığı bir konsül kurdu.
Ekim 1996’da Sibirya’da Sağlık Bakanlığı ve Rusya Homeopati Derneği’nin Kongresi oldu ve homeopatik dökümantasyonlarla ilgili ilk resmî kitap yayınlandı. Rusya’daki bütün klinik, poliklinik ve hastanelere homeopatik doktor çalıştırma lisansı verildi.
Ukrayna’ya 1820’de giren homeopati, 2. Dünya Savaşı ve sonrasında geriledi. Son 33 yılda tekrar gelişen homeopati Sağlık Bakanlığı’nca destekleniyor. Homeopatik ilaçlar standartlaştırıldı. Kiev ve Charkin 1990’da Lisans üstü doktora eğitimi olarak kabul edip; kürsü açtılar.
İtalya’da 1995’de homeopatinin resmen kabul edilmesi konusunda büyük tartışmalar vardı. Bugünse reçeteler resmî tedavi biçimi olarak kabul ediliyor.
Hollanda’da 100 yıl önce 1898’de homeopatik tıp doktorları birliği kurulmuş. Bugün 400 üyesi olan birliğin % 50 Doktoru homeopatide uzmanlaşmış. Diğer yarısı pratisyen olarak çalışıyor.
İngiltere’de 1843’de homeopati fakültesi kurulmuş; Avrupa’nın en eski homeopatik organizasyonlarından biri. Londra, Glasgow, Liverpool, Bristol, Tunbridge Wells’de halk için homeopatik devlet hastaneleri açıldı. Lisans üstü doktora çalışması olarak kabul edilen homeopati’nin tıp uzmanlık dalı olarak yasalaşması son günlerde bekleniyor. İngiltere’de doktorların % 42’si homeopatik reçete yazıyor. Ulusal sağlık sigortası da bu reçeteleri ödüyor.
USA’da Homeopati 1844’de kuruldu ve ülkenin en eski tıp organizasyonu. California Üniversitesi’nde homeopati eğitimi yapılıyor. Ayrıca 17 üniversitede ders olarak veriliyor. Bazı sağlık sigortaları homeopatik ilaçları ödüyor. 1970’den 1980’e homeopatik ilaç satışında her yıl bir öncesine göre % 1’lik artış varken 1980’den sonra bu rakamlar katlanarak arttı.
Dünya’da hükûmetlerin ve doktorların homeopatiye yaklaşımlarına kısaca göz attıktan sonra; İngiliz kraliyet ailesinin 150 yıldır homeopatik doktorlarca izlendiğini, Kraliçe II. Elizabeth başta olmak üzere, Mahatma Gandi, Rahibe Teresa, Charles Dickens, Mark Twain, Vincent Van Gogh, John O. Rockefeller, Jane Fonda, Tina Turner, Dizzy Gillespie gibi ünlü pek çok insan homeopatiyi savunmuştur. Dünyada 500 milyon insanın homeopatik tedavi aldığı hesaplanıyor.
Dünya Sağlık Teşkilatı (Who) 1983’de yayınladığı bir raporda 2000’li yıllarda dünyanın yeterli sağlık düzeyine ulaşması için Alloapatik tıbbın, homeopatik tıpla beraber çalışması gerektiğini önerdi.

Op.Dr. Ümran İnceoğlu

KAYNAKÇA
  1.  Homeopathy in practice, Md. Dr. Douglas Borland.
  2.  Homeopathic Prescribing, Med. Dr. Noel Pratt.
  3.  Introduction to Homeopathic Medicine, Med. Dr. Hamish Boyd.
  4.  Materia Medica of New Homeopathic Remedies, Med. Dr. O. A. Julian.
  5.  The Healing of Homeopathy, Med. Dr. Edward Hamlyn.
  6.  Who is your Doctor and why, Med. Dr. Alonzo Shadman.
  7.  Bannerman, R.H., et al. Traditional and Health Care Coverage. Geneva, Wold Health Organization. 1983.
  8.  Boericke, William. Pocket Manual of Material Medica Repertory. Santa Rosa, Boericke & Tafel. Reprint.
  9.  Castro Miranda, The Complete Homeopathy Handbook. New York, St. Martin’s Press, 1991.
  10.  Cook, Trevor M. A. Beggiiner’s Instruction to Homeopathy. New Canaan,  Ct. Keats Pub., 1987.
  11.  Coulter, Harris L. Divided Legacy: A history of Schism in medical Thought, Berkeley, North Atlantic, 1975, 1977, 1981, 3 vols.
  12.  Cummings, Stephen, and Dana Ullman. Everybody’s Guide to Homeopathic Medicine. Los Angeles, Jeremy Tarcher, 1991.
  13.  Kleiljnen, et al. “Clinical trials of homeopathy.” British Medical Journal 302:316, 323, 1991.
  14.  Lockie, Andrew. The Family Guide to Homeopathy, London. Penguin Books, 1989.
  15.  Panos, Maesimund, and Jane Heimlich. Homeopathic Medicineat Home Los Angeles, Jeremy Tarcher, 1980.
  16.  Pool, I.F.O.P., Feb. 1989. “Medicines douches : La revanche de I’homeopathie.” Le Nouvel Observatuer, April 12, 1989. 36-41,
  17.  Smith, R. B. Jr., and G. W. Boericke. “Changes caused by succession on NMR patterns and biossay of bradykinin triacetate (BKTA7 succussion and dilution.)” Journel of the American institute of Homeopathy, 61, Nov./Dec. 1968, 197-212.
  18.  Ullman, Dana, Discovering Homeopathy for the 21.st Century, Berkeley, North atlantic, 1991.
(*)  Op. Dr. Ümran İNCEOĞLU
(**) “Ortho” Latince “doğru” demek. “Ortodoks tıp” günümüzde geçerli olan, doğru kabul edilen tıp.
(***) Palliative (Latince): Hafifletici, etkisi geçici anlamında kullanılan bir terimdir.